|
Özgeçmişim :
3’lü öğretim :
- Konservatuar ( piyano)
- Üniversite ( San'at Tarihi)
- Üniversite üstü( Bilimsel araştırma – Paris CNRS / Bilimsel Ulusal Araştırma Merkezi / Sorbon 6’ncı seksiyon - Bilimsel Araştırmacı)
.................................
2009 kasım’dan beri İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi Müzik bölümünde PİYANO TEKNİK ve
YORUM derslerine başlamıştır.
Piyano :
- İstanbul konservatuarı, Ferdi Ştatzer
- Roma ve Siena Chigi Müzik akademisi, Guido Agosti
- Salzburg , Mozarteum akademisi, Carlo Zecchi
- Paris , özel kur, jacques Février
BİLİMSEL ARAŞTIRMA : Paris’e Piyano tekniği için gitmiştim.Orada, Piyano tekniğini gösterir bir alfabe düzenledim ; Değerlendirilmesi için Sorbon’a müracaat ettim tamamiylee kendi kafamdan çıkan bir bir sistem kurmuş olmam nedeniyle “Bilimsel araştırmacı” niteliğine sahip olduğum kanısına vararak bana Centre National de la Recherche Scientifique(Ulusal Bilimsel Araştırma merkezi)den burs verdiler ve 1962’de çalışmalara başladım.
Paris Bilim Akademisi ikiye ayrılır, bir bölüm üniversitelerdir, esas görevleri öğretimdir. Öteki bölüm ise, bu araştırma merkezidir, kısaca(CNRS).diye tanınır. Sadece Bilimsel araştırma yapılır,1000 laboratuarla çalışır. Benim bulunduğum bölüm. Budunsal Müzik bölümüdür, ders ve konferanslar Sorbon’un 6’nci seksiyonunda verilir.. Araştırmacılar, aylar süren çalışmalarını, ders ve konferans olarak verirler, konferanslara , ilgili tüm profesörler gelir. Çetin tartışmalar olur .Her ders/konferans bir imtihan gibidir. Silinirsiniz ya da kalırsınız…
Benden, Batılının bir türlü beceremediği bizim kanımızda var olan, geleneksel halk oyun ve türkülerimizin karakteristiği olan, Aksak tartıları açıklamam istendi ; örneğin Zeybek gibi… Batıda müzik tartıları tek , ya da çift sayılıdır : Vals’ın 3lü tempo, marş’ın 2’li tempolu olduğu gibi…Ve de Batıda Zaman Bölünür… Bizde ise, halk müziğimizde tek ve çift sayılar birliktedir…Batılı için bu tartıların icrası çok zordur, 2 ile 3 arasında bocalarlar. Halbuki bir açık hava tiyatrosu dolu halkımız hiç şaşırmadan 9(4+5) zamanlı Zeybek çalınırken el çırparak tempo tutabilirler..
Türk olmam nedeniyle benden bu tartıların kökenini bulmam istendi.
İki yıl uğraştım . Bu araştırmalar paralelinde çok önemli bir alana ayak basmıştım : Aksak tartıların kökenine inmem için halkın kültürünü dolayısıyla, tarihini de incelemem gerekiyordu.. Bazı noktalarda bir tarihçinin bile pek merak etmeyeceği ayırımlara kadar girmem gerekiyordu. Bu da beni farkında olmadan Ön-ata, Ön-Türk kültürünü yoluna itmişti…Kitaplar ve dergiler arasında kayboldum. Bu iki yıl sürdü, sonuçta önce Aksak tartıların adım ve dil’e dayandığını bulmuştum.Adımların keşfi kolay olmuştu fakat sorun Dil idi…tek heceli tek çekirdekli bir dil bulmam gerekiyordu.
Araştırmaları ilerlettim ve bir gün – o günü çok iyi hatırlıyorum, Manş denizi donmuştu feci bir soğuk vardı- Zamanın bölünmezliğini buldum :
Zaman bir nehir gibi akıyordu ve onu bölmenin imkânı yoktu .Bu nedenle de onu algılamak toplam prensibiyle olabiliyordu yani zamanı (1saniye + 1saniye..dakika, saat,yıl..yüzyıl..vb..) şekilde kavrayabiliyorduk….Batı zamanı böldüğü için ki, zamanı bölmek için onun durdurulması gerekir … Akan nehri durdurmak gibi…Bu nedenle, Aksak tartıları algılayamıyorlardı.
Bölünmeyen zaman ve tek heceli bir dil ?…Çalışmalara devam ettim. Tüm Batı dillerini inceledim. gerektiği gibi bir tek heceli dil bulamamıştım .Asya’ya döndüm Kamçatka’da 5/4lük ağır Aksakla başlayarak Orta Asya’ya kadar gittim. Kırgızlarda aksak tartıları buldum ama, Kırgızca’nın tek heceli olmasına imkân yoktu. Orta Asya Geleneklerini, sözlü edebiyatı, Türk mitolojisini inceledim. Kısaca söylemek gerekirse karşımda çok büyük ve sağlam bir gelenekler serisi vardı ve bu gelenekler bende Orta Asya’da çok eski bir Türk Uygarlığı olacağı fikrini uyandırmıştı. Fakat, zamanın bölünmezliği ile hiçbir şeyi ispat edemezdim Tek heceli bir dil ve bunun kaynağı ortaya çıkarılmalıydı.. Bildiğim Anadolu Türkçe’si bu konuda yetersiz kalıyordu.Bu noktada takıldım kaldım ve CNRS’ten ayrıldım.
Üniversitede öğrendiğim tüm dünyadaki resim, Heykel mimari sanatı bilgimi, CNRS’te, tüm dünyadaki halk oyun, müzik gelenekleri ve el sanatlarını da öğrenmiş genel bilgim çok genişlemişti ki, bu sonradan Ön-Türk araştırmalarımda benim için pek çok faydalı olacaktı.
Bir gün postacı bana bir paket dolusu kitap getirdi. Yazarı, Kâzım Mirşan …Kitaplardan birinin Adı ALTI TARIQ TÏGİN idi…Kitabı açtım ve önüme Sülyek yazıtı çıktı. Ön-Türkçe bir yazıt ve yazı sadece tek heceli değil, içeriğinde haykırı bile var…
CNRS’e yeniden başvurdum . kadrolu olabilmek için 3 diploma isteniyordu, benim iki diplomam vardı . Fakat onu, Zamanın bölünmezliği teorim ile tamamlıyordum. Başvuru sayısı 56 idi ve bir tek kişi alınacaktı . Teorim sayesinde CNRS’e ikinci kere girdim. Mutlu bir şekilde çalışmalara giriştim.
Kâzım Mirşan, o ana kadar 360 yazıt bulmuştu. Ben iki yıl çalışarak bu yazıtların analizlerini yaptım hepsini teker teker öğrendim Ondan sonra da bu Ön-Türk yazıtlarının Batıda ortaya çıkardığı gerçekleri ve paralellerini aradım.
Ön-Türkçe yazıyı görmeğe alıştığım ve alfabeleri bildiğim için önce Fransa’daki mağaralarda sonra da Portekiz ve İspanya’daki yazıtları keşfettim. Onları Kâzım Mirşan’a yolladım, hepsinin Ön-Türkçe olduğu meydana çıktı.
Anadolu’da ise, Sinop, Çatal-höyük, Side hamam yazıtlarını buldum…Araştırmalar her gün biraz daha genişliyor bu da Ön-Türklerin göçmen olarak çok geniş bir alana yayıldıklarını gösteriyordu. , Ön-Türkçe damga ve yazıtların yanında, ateş kültünü işaret eden kül kapları kısacası ateş evleri ve Aksak tartılı müzikler Ön-Atalarımızın, gittikleri yerlere Kültürleriyle egemen olduklarını, oraların dip kültürünü oluşturduklarını açığa çıkarıyordu.
Orhun anıtlarının yazısının bugüne kadar Rün yazısı olduğunu iddia edenlere karşı, önce İsveçlilerin bu yazının kökenini Asya’da Türklerde, sonra da İtalyan Alplerinde, Kamunlar vadisinde aramaları bu iddiayı yok etmiş olduğu gibi, Kazım Mirşan’ın Gotland yazıtlarını Ön-Türkçe okumasıyla da ortaya çıkmış olan gerçeği kabul etmeleri gerekmektedir.
Sonuçlara kısaca göz atacak olursak, Evrensel Uygarlıkların kökeninde Ön-Ata kültürümüz olduğu yazılarla , görsel bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu da gösteriyor ki, Batı Uygarlığının kökeninde Yahudi-Hristiyan kültürü değil yalnızcasına Ön-Türk kültürü bulunmaktadır. Ve de bundan sonra Batılı, kültür ve tarih araştırmaları için Lâtince, Sanskritçe, Grekçe yerine Ön-Türkçe öğrenmek gereğinde kalacaktır..
Ben, Batılı kaynaklarda yaptığım araştırmalarda, Avrupa, Amerika ve Anadolu’da bulduğum yazıtlar dışında, Kembriç ve Stanford Ünversiteleri’ne gönderdiğim belgelerle ,
· Kuramsal Hint-Avrupa dillerinin terk edilmesi gerektiğinin ortaya çıkmasını sağladım,
· Etrüsklerin, Türk olduklarına dikkatlerini çektim. Bu da onları ve yardımcılarının DNA testine başvurmaları için bir neden oldu.
· Son kere de, Part (pers) dilinin kökenini Orta Asya’da konuşulan bilinmeyen bir halka ait bilinmeyen bir dilin(!?) kökenine dayandığını buldum.
Bu, belgeli gerçekler kitaplarımda ve makalelerimde yer almaktadırlar.
PiYANO ve 1994’e kadar konserler :
· Paris, Münih, Ulm, Erding, Cenevre, Salzburg, Viyana, Varşova, New-York, Ottava, Toronto.(Prag, Bratislava proje halinde kaldı)
· İstanbul ve Ankara’da M,Ravel’in sol el piyano konçertosunun ilk dinletilerini ben verdim
· Fakat, 1994 yazı’nda geçirmiş olduğum bir deniz kazasında iki dirseğim ağır bir şekilde sakatlandı ve piyanodan vazgeçme felâketini tüm acılığıyla yaşadım…Tıbbî tedavilerin yetersizliği üzerine yeni imkânlar aradım, daha önce piyano tekniği konusunda yaptığım araştırmalardan yola çıkarak , kendi sistemini kurmak üzere piyanoya sıfırdan başladım. Kurduğum bu sistemde, üst kol, omuz ve göğüs kaslarını , kol ve gövde ağırlığını , sürekli gevşetme halinde kullanmaktayım ; Bulmuş olduğum öğe’ye göre “Piyano çalma işlevi, tuşların derinliğinde geçer”... Klavsen tekniğinden bozma demek olan parmakların tuşları çekiçlemesini kullanmam, parmaklar klaviye ile daimî temas halini koruduğundan piyano, vücudun devamı halindedir.
Pagog olarak
· Verdâ Erman’ın hocasıyım ; onu Ferdi Statazer’in sınıfı seviyesine yükselttim
· Dâhi çocuklarımızı gönderdiğimiz Paris Konservatuarı öğrencilerinden P.Alain Volondat’yı iki yıl çalıştırıp tüm tekniğini değiştirdim. 1983 Uluslararası Brüksel Kraliçe Elizabet yarışmasında Büyük ödül’ü aldı. (belgeleyebilirim)
· Paris’te yetiştirdiğim küçük öğrencilerim Cl.Kahn Ulusal Piyano yarışmasında birincillik dahil, çeşitli ödüller aldılar. (belgeleyebilirim)
· Piyano tekniğimi gösteren Fransızca ve Türkçe yayınım vardır : Günümüzdeki Piyano Tekniği-bilek sakatlanmaları (Türkçe'ye çevrilmiştir, ilerki sayfalarda görülür)
Piyanoda İstediğim ve özlediğim seviyeyi bulmuş olarak, yıllar sonra Konserlerime yeniden başladım: ilk resitalimi Filarmoni derneği konserlerinde 3 aralıkta Galatasaray üniversitesinde verdim)
· Piyano öğrenimini, son elde ettiğim tecrübeler dayanarak , Türk çocuğu yetiştirmek, onlar arasında yetenekli olanları Uluslararası yarışmalara hazırlamak ,
· Bazı yanlış saydığım yorumlara karşı CD’ler hazırlamak ,
· Büyük Ön-Türk Uygarlığının tanınması için gerekli etkinliklerde bulunmak üzere 30 yıl sonra ülkeme kat’i dönüş yapmış bulunmaktayım. Bu benim ikinci yaşamım oluyor
- Özel piyano dersleri : apartımanımda ses yalıtımı yaptığım stüdyomda veririm.
haluktarcan@haluktarcan.com 0212.356.30.11(öncelikli)…..0.534.416.19.02
|