SOLİSTLERİN DERDİ
 
Solistlerin Derdi
 
Rahşan Güvençer konusunda, Hürriyet’te Yalçın Bayer’e kısa bir yazı göndermiş ve Rahşan’ın Çok yetenekli bir viyolonselcimiz olduğunu, çok yüksek müzik niteliğine sahip olması nedeniyle ona  çellist değil, müziğin ta kendisi dememiz gerektiğin ve bu sanatçımızı halkımızın tanıması gerektiğini yazmıştım, Bu kısa yazım basılmadı      
 
Onun üzerine Yalçın Bayer’e aşağıdaki yazıyı gönderdim :
                                                                               
                                                                          Mecidiyeköy  6 kasım 07
Yalçın Bayer Beyefendi,
 
Çok büyük nitelikli bir  viyolonselist konusunda yazmam sizi her halde tereddütlere düşürmüştür.Çünkü, ben sizin için sadece Bilimsel Araştırmacıyım.
 Bunun için size önce
·            Öz-Geçmişim sunuyorum, sonra da
·            Arzu buyurursanız ve de zamanınız var ise, ya da klasik müziği seviyorsanız,
·            benim 3 Aralık Pazartesi saat 19,30da Galatasaray Üniversitesinde , Filarmoni Derneğinin organize ettiği resitalim , Piyano resitalim vardır.vardır. Beni, piyanist olarak tanımamakta haklısınız… Konserlerime gazeteciler gelir, röportaj yapılır, ama sonra genel yayın direktörü ,bu röportajı dahi çocuk olmadığım yayınlatmaz , Ben  yalnız değilim, daha pek çok solist vardır ülkemizin onlardan haberi yoktur.
 
1970’lerde Cumhuriyet’in müzik eleştirmeni idim..
36 yıldan beri Orkestra adlı Müzik dergimizde yazarım.
 
Samîmi saygılarımı sunarım.
 
Sayın Bayer konsere gelmedi ve selâmlarını yolladı.
Bunun üzerine ben de , selâm yerine bir gazeteci göndermesi ve ufak bir fotoğrafla hakkımda birkaç satır yazının çıkmasının benim ve benim gibilerin tanınma ve konser bulma bakımından daha faydalı olacağını yazdım.
 
Sayın Yalçın Bayer, deneyimli bir gazeteci olarak verdiğim cevapları TARCAN’IN SİTEMİ adı altında sütununda yayımlamış…Ve de biz dâhi çocuk olmayanların yılladır süre gelen bu sorunlarını dolaylı olarak deşmiş…Çok teşekkür ederiz.
 
Şimdi yazıyı okuyalım :
,TARCAN’ın Sitemi.
………………………………….
…………………
 
Endişelendiğim gibi, benim dâhi çocukları kıskandığım doğal olarak düşünülebilir. Önce, Son derecede tevazu sahibi, sadece arkadaş canlısı olan İdil’le çok iyi anlaşırım. O ,o kadar tevazu sahibidir ki benim Franzsıca bastırdığım Piyano Tekniği kitabımı almış okumuş ve beni gördüğünde tebrik etmiştir.Orkestrada onun hakkında sanırım on kadar yazı yazmışımdır.
Fazıl Say için galiba  3 yazı yazdım. Bunlardan birinde, Paris’te dinlediğim Piyano konçertosu’nun “buram buram Anadolu koktuğunu ve yazısının 3000’lere baktığını yazmıştım.
 
 Bir öteki dâhi çocuğumuz, aramızda ağabey/ kardeş ilişkisi olan Selman Ada…Geçen sayıda onun hakkında bir yazı yazmıştım .Sanırım , onun bana cevabını gene bu dergide okuyacaksınız.
 
Rahmetli annemin nasihatleriyle hiçbir şeklide kıskanç olamadım . zaten pratik olarak imkânı yoktur. Çünkü, uykuyu pek severim. Kıskançlıkla sabahlara kadar uyuyamayacağım yerde gerçeği kabul eder rahatlar ve yorganı başıma çekerim.
 
Gene kıskanmadan onun propagandasını yaptığım, dâhi çocuktan çok becerikli çocuk(!) olan Hüseyin Sermet vardır.
Ülkeye gelişinde onu , Cumhuriyet ve Orkestra dergisinde tanıtmıştım. Tabîi hiçbir teşekkür almadım zaten beklemiyordum, Ama beklemediğim bir şey daha vardı : bana atmış olduğu – affedersiniz- kazık; Benim, sakatlanmadan önce, çok iyi hazırlamış olduğum Münih’teki konserimi yürüttü!. En ufak bir vicdan sızlaması duymadan , bir telefon edip hiç olmazsa gönlümü almağa çalışmadan…
Kalleşlik mi ? bende de vardır : Paris Konservatuarından diplomalı piyanist Pierre Alian Volondat benimle iki yıl çalışıp tekniğini baştan sona kadar değiştirip girmiş olduğu ve büyük ödülü aldığı Brüksel Uluslararası yarışmasında Hüseyin Sermet 7’nci oldu…. Avrupada 3’ncü ödülden sonrası geçerli sayılmaz… “Amorti” değerindedir.
 
Gelelim Dâhi çocukların bizler tercihine… Bunun için asla dâhi çocukları itham etmiyorum , edemem… Doğuştan mükemmel olarak doğmuşlar ise , ve bu nitelikleriyle, müzikle konserle ilgisi olmayan kuruluşların başındaki yönetmenler elbette ki bu çocukları tercih ederler. Onlar , bu nitelikle doğmuş olanların sorunlarını bilmelerine – açıklansa bile – pek fazla bir şey anlayamazlar .
Gazete yönetmenleri de ayni sınıftan olduklarından akıllarından , dâhi olmayan sanatçılara imkân hazırlamayı bilmezler ve düşünemezler. Yalçın Bayer’e yazdığım gibi, gazeteci konsere gelir röportaj yapar, ondan sonra yazıyı gazeteye yollar, yayın müdürü bu kişiyi tanımadığı için yazı çöp tenekesine gider. Hatırlarım, Adnan Saygun gazetecileri bu yüzden kabul etmez idi.
 
Bu sorun nasıl çözülür ? Ancak, bir kuruluş, bir dernek sanatçıyı eline alır, ona konser organize eder. tanıtımını yapar, gazetecinin gelmesi için ısrar eder. Onu gerekirse zorla getirir.Yoksa tek kişini konser araması hele bulması imkânsızdır. Biz , dâhi olmayanların bu “handikap”la da uğraşmamız gerekmektedir.
 
Son deneyimim : benim yıllar sonra ilk konserimi, ilginç buldukları için bir televizyon kanalı konseri çekeceklerini söylediler, mutlulukla kabul ettim…Bugün 11 aralık gelemedikleri için özür diliyorlar?
Bu ilk konserimin tespiti benim için çok faydalı olacaktı. Bir arkadaş kendi ufak cihazıyla gelip beni çekeceğini söylemişti. Zahmet etmemesini ifade etmiştim..
Dostlara televizyonun geleceğinin propagandasını yapmıştım : Benim Mitoman olduğumu düşünmüşlerdir…
 
Evet, genç sanatçılar!... Diplomayı alır almaz bir kuruluşa kapağı atmanız tek çıkar yoldur.
Eğer ben, 3 aralıkta Galatasaray üniversitesinde çalmışsam o , Yıllardır dostluk ettiğim- hem de nasıl dostluk?.., benim yazdığım, onun da yayımladığı yazım nedeniyle hapse girmek tehlikesi geçirdiğimiz - bu, 36 yıllık derginin sahibi Panayot Abacı sayesinde gerçekleşmiştir. Onun sayesinde, kendimi kaldırıp kaldırıp suya attım, biraz su yuttum ama su üstünde kalmayı başardım. Teşekkürler  Panayot !..